Ortasında ahşap bir kulube bulunan bir orman varmış. Bütüüün orman adeta kulubenin bahçesi görünümündeymiş. Ormanın bir de kralı, timsah varmış. zamanında eski kral aslanı yiyip, başa geçmiş ve ormanda olan biten timsahtan sorulmaya başlamış. Bir de timsahın soytarısı mavi kuş varmış. Her sabah 10 - 11 saatleri arasında timsahın krallığına gelirmiş, karın tokluğuna çalışan zavallı. Onu eğlendirir, dişlerindeki yemek artıklarını yermiş. Bir sabah yine aynı saatlerde timsahın yanına gelmiş, soytarılık yapmış onu eğlendirmiş, birkaç getir-götür işi yapmış ve yine timsahın dişlerinden o günkü yevmiyesini almış. Ağzında da yavruları için biraz yemek artığıyla eve doğru yola koyulmuş. Hergün yuvasına gitmek için yanından sola döndüğü büyük söyüt ağacının yanından gene sola dönerken, bir anda ağacın içinden bir martı önüne fırlamış. Az daha çarpışacaklarmış. mavi kuşun ödü bokuna karışmış, ağzındaki yemeğini de yutuvermiş. Martıya küfredip ordan uzaklaşmış. Elma ağacının tekdeki bir elmayı didikleyip yavrularına götürmüş. Fakat elma yavruların karnını doyurmaya yetmemiş. bir yerlerden balık, kurt, solucan gibi bişeyler bulması gerekiyormuş. Çocukluğundan beri timsahın ağzından beslendiğinden öyle şeyleri nasıl bulabileceğini pek kestiremiyormuş. Elma ağaçlarındaki tüm elmalara bakmış. Ama hiçbirinde elma kurduna falan rastlamamış. "Zoktuumun ormanını ilaçlamışlarmı naapmışlar ya?" demiş.
Hava kararıyormuş. Yavrularının aç olduğunu hatırladıkça mavi kuşun da içi kararıyormuş. Ortalıkta uçuşup bakınırken, büyüük bir ağacın dalında oturan heybetli bir baykuş görmüş. Yanına gitmiş. "Merhabaalar nasılsınızz?" demiş. Baykuş "İyi olmaya çalışıyorum. Yeni uyandım, üzerimde bir uyuşukluk var. Kusura bakmayın." demiş. Mavi kuş, 'ben sabahtan beri koşuşturuyorum, sen otur göbek büyük, olcak işmi?' diye düşünmüş. "oh ne iyi, ne iyi" demiş. "Yaa Baykuş, sen bilirsin! Et benzeri bişeyler nerden bulabilirim bu saatte? ya daa hanım yenge kurufasülye-pilav yaptıysa onun etinden, pastırmasından azıcık alıveririm" diye eklemiş, mavi kuş. Baykuşun bir anda bakışları değişmiş. İç çekmiş. "Benim hanım... artık yok, onu yıllar önce kaybettim" demiş. Mavi kuş "özür dilerim abi ya, başın sağolsun, çok üzüldüm ya. Allah rahmet eylesin" falan demiş. Baykuş bu kaybı çok içerlediğinden hatırladıkça sinirleri bozulurmuş. Mavi kuş konuyu değiştirmek maksadıyla " Abi hep merak ettim, siz baykuşlar nasıl oluyorda her boku biliyosunuz? sizin okuyabileceğiniz boyutlarda kitaplar, ansiklopediler mi basılıyo a.k" demiş. Baykuş piposunu içmeyi bırakmış. Mavi kuşa kızgın bakışlar atmış. Bilgelik, erdemlilik hakkında bişeyler zırvalamış. Mavi kuş içinden "ulan!" demiş. Dışından da "Baya kendini beğenmişsinizmiş" demiş. Baykuş hapşurmuş. Çok sinirlenince hapşururmuş. Sonra "Senin... adını çıkarırım. Dokuz ormandan kovarlar.. timsahlara yem ederim seni. Bir gün dişindeki bokları kemirmeye gittiğin o timsah ağzını kapatır..." demiş. Mavi kuş da "Nah!" demiş. Dönmüş arkasını gitmiş.
Küfrederek ormanın üzerinde şuursuzca süzülüyormuş. Bir tilki çarpmış gözüne. Yanına gidip, "nerden proteinli karbonhidratlı bişeyler bulurum?" diye sormuş. Tilki "bak şurda bir kulube var aşşapdan" demiş. "Orda yaşşayan avcı, manyak. Hergün tilki avlıyo etini yiyyo, kürkünü de kıçına başına takıyo. Geh götüreyim seni bacadan falan girer alırsın etinden sütünden. Bu sabah bizim Füsun'u avladı" demiş.Kulubeye vardıklarında mutfağın penceresinin açık olduğunu görmüşler. Mavi kuş hemen kulubeye yönelmiş. Aralık penceresen içeri sızmış. Eti bulup büyükçe bi parça kopardı. Hemen tilkinin yanına döndü. "Abuaalduambua.." demiş. Tilki " Ne dion be? Şu ağzındakini çıkar da öyle konuş" demiş. Mavi kuş ağzındaki eti, 1987 fırtınasında devrilen deev söğüt kütüğünün üstüne koymuş ve "Bişey demiyorum abi aldım işte diyorum!" demiş. sonra ordan burdan tilkiler çıkmaya başlamış. Mavi kuşa doğru yürüyüp, "o et bizim; git kuş!" demiş aralarından biri. Mavi kuş da bizim tilkiye dönüp "Ne dio bu arkadaş?" demiş. Tilki " Evet, o et bizim! hadi git şimdi" demiş. Bu olanlar mavi kuşun gücüne gitmiş. "Ayıp ettin! İsteseydin sana da alırdım" demiş. Tekrar kulubeye gitmiş bu sefer hırslanıp daha büyük bi parça koparmış. "Bunla bi hafta idare ederim timsaha da gitmem güzel bi tatil olur hem" diye düşünmüş. Yuvasına gitmiş.
Ertesi sabah avcı erkenden uyanmış. Penceresinden önce gökyüzüne sonra ağaçlara, otlara düşen çiğe bakmış. Kahvaltı için mutfağa gitmiş ve etinin bayaca didiklendiğini görmüş. Çok sinirlenmiş. Yapana beddualar yağdırmış. Sonra tezgahın üstünde mavi bir kuş tüyü görmüş. "Hmmm.. Şimdi anlaşıldıı. Bunu yapsa yapsa timsahın yalpakçısı soytarı pislik yapmıştır" demiş. Hemen tüfeğini almış timsahın kraliyetine gitmiş ve çalıların arasında mavi kuşun gelmesini beklemiş. Hava kararana kadar beklemiş. Kuş gelmeyince eve dönmüş.
Bu sırada timsah bütün gün çalıların arasından hışırtılar duyup, kıllanıp durmuş. Bütün gece uyuyamamış. ertesi gün. Avcı gene çalıların arasına gelip onları hışırdatınca haberi olmadan, timsah gene bütün gün kıllanmış ve mavi kuş evinde rahatmış. Bu sefer gece olup da timsah uyumaya karar verdiğinde aklına bi fikir gelmiş. Yatağının başına en güvenilir muhafızlarından 3 ünü dikmiş; tilki, flamingo ve kirpi. Ertesi gün durum gene aynı olunca timsah eski arkadaşı kunduzu aramaya karar vermiş.
Kunduz'un ailesi henüz o çok küçükken saçma şeyler yaparlarmış. Ormandaki çaya baraj yaparlarmış. Orda bi göl oluşunca tavşanlar, sincaplar ölünce barajı kaldırır başka yere yeni bi tane yaparlarmış. Gene aynı şey olurmuş. Çok sincap ölmüş bu yüzden. Ama bizim kunduz öyle değilmiş. Baraj yapımına katılmayı hiçbi zaman kabul etmemiş. Hep saçma şeyler sorarmış onun yerine. Büyüyünce de dedektif olmuş.
Timsah kunduza olan biteni anlatmış. "Acaba tahtımda birilerinin gözümü var?" demiş. Kunduz o gün bu olayı araştırmak üzere kraliyetten ayrılmış. Avcı gene 'mavi kuş gelir' umuduyla çalılarda gizlenmiş.Birkaç gün böyle devam etmiş. Bi akşam baykuş timsahı ziyarete gelmiş ve Mavi kuşun ona yaptıklarını anlatmış. "Söylediklerimi havada bırakma, timsah" demiş. Timsah da "Tabii kadim dostum, gereken yapılacak" demiş.
Ertesi sabah mavi kuş heralde eti bitince timsaha iş için tekrar gelmiş. Avcı tüfeğiyle çalıların arasından işini bitirmesini beklemiş kuşu vurmak için. Mavi kuş her zaman ki gibi soytarılık yapmış. Timsah her zamankinden daha çok kahkaha atmış. Sonra kuş timsahın dişlerini temizlemeye başlamış. İşini tam bitirmek üzereyken timsah ağzını pat diye kapamış, kuşu çiğneyip yutmuş. Bunu gören avcı huzur içinde kulubesine dönmüş.
Akşam saatlerinde kunduz gelişmelerle timsahın yanına gelmiş. Edindiği bilgilere göre; eski kralın gayrimeşru bir oğlu varmış. Babasının kral olduğunu öğrenmiş ve çok yakında timsahı tahtından etmeye kararlıymış. Çok yakında çıkagelmiş. Timsahı yenmiş ve başa geçmiş.